Artık alayımız devrimciydik!..

Üç arkadaş oturduk, sohbet ediyoruz, derken doğal olarak iş siyasete geldi. Ben o sıralar Dev-Yol'cuyum, arkadaşımın biri Kurtuluş'çu, diğeri de Halkın Kurtuluşu'ndan.

Kolay değil, 20'li yaşlara gelmiştik ve bu da devrimcilik için ideal bir yaştı. Yaşadığım ve yaptığım hiçbişeyden pişmanlık duymadım, hiçbir zaman "Bugünkü aklım olsa yapmazdım" demedim, çünkü o yaştaki aklım gene geçmişte yaşadığım kadar olacaktı. O yüzden ben de, bütün arkadaşlarım da bugün yanlış gibi gözüken her şeyi, hem o zaman doğru gibi gözüktüğü için, hem de çok açık bir faşizmin içinde yaşadığımızdan anlık kararlarla çok hareket ettik.

Ciddi bir şekilde kitap okuyorduk, okumakta sorunumuz yoktu da ne kadarını anladığımız tartışma götürür. 20'li yaşlarda "Kapital"i ne kadar anlayabilirsek, okumalar yaptığımız liseliler yada çoğu ilkokul mezunu işçiler Politzer'in "Felsefenin Temel İlkeleri" kitabını o kadar anlayabilirdi. İnsanların sorunu eve yemek götürmekti, sağlıktı, eğitimdi yada bunun olması gerekiyordu ama biz felsefeye önem verdik ve diyalektiği anlatmaya çalıştık. Büyüklerimiz bizi uyardı mı diye sorarsanız, ben anımsamıyorum, çünkü onlar da bizden farklı değildi. Zaten bu yüzden 68 kuşağı Türkiye İşçi Partisi'nden ihraç edilmediler mi, 20 yaş grubunun sorunları, karşı çıkışları fazla geldi.

Neyse, kanlı 1 Mayıs'tan sonra hem tatil için, hem de ortaokuldan sonra kalan dersimi vermek için Ören'e gittim. Ören'de Sunar Sitesi tarihî bir yer, daha önce de yazdığım gibi sanatçılar sitesi olarak başlamış bir proje ama herkesin parası yetmediğinden Balıkesir'li öğretmenler de katılmıştı. Aklımda olanları yazdığımda neden tarihî bir site dediğimi anlayacaksınız: Oğuz Tansel, Özdemir Nutku, Asım Bezirci, Aziz Nesin, Abdullah Baştürk, Şükrü Koç, Ruhi Su, Salah Birsel, İlhami Soysal, Fakir Baykurt, Sami Karaören, Tahsin Saraç, Bahri Savcı, (Atilla Tokatlı, Altan Öymen ve Müşerref Hekimoğlu çok yakında oturuyor).

Doğal olarak çocuklar neredeyse beraber büyüdük ama şimdi bir fark vardı aramızda, çoğumuz değişik fraksiyonlardaydık. Üç arkadaş oturduk, sohbet ediyoruz, derken doğal olarak iş siyasete geldi. Ben o sıralar Dev-Yol'cuyum, arkadaşımın biri Kurtuluş'çu, diğeri de Halkın Kurtuluşu'ndan. Diyalog aynen şöyle geçti:

Halkın Kurtuluşu: Evet ama Karl Marx, Kapital'in 78'inci sayfasında şunu, şunu, şunu der.

Kurtuluş: Evet der ama yanılıyorsun, 78'inci değil 62'inci sayfadadır o.

Ben garip garip bakıyorum, biraz da kuşkulu, çünkü sıra bana gelecek, hakemlik yapacağım ama ben Kapital okumamışım, utanarak etrafıma bakıyorum.

Halkın Kurtuluşu: Sen ne diyorsun Ahmet.

Dev-Yol: Ne diyeyim, Nasreddin Hoca gibi, ikiniz de haklısınız, Sol Yayınları'nda çıkan Kapital'de 78, Sosyal Yayınları'nda çıkan da 62'nci satırda.

Güleceğim ama kendimi nasıl tutuyorum, bana dahi gözüyle bakmaya başladılar, ben de usta havalarında garsonu aramaya başladım ve sonunda "Bize 3 bira göndersene" dedim ve onları da gençliğimize döndürdüm. Ben de şimdilerde anlattığımda şaka gibi gelse de bunu aynen yaşadık. Yaşamımım en ilginç yazını yaşadım.

Kendi aramızdaki tartışmalar yeterli gelmiyordu, hepimiz uyun yıllardır orada olduğumuzdan Burhaniye'deki devrimcileri keşfetmeye yada bulduklarımızı saflarımıza çekmeye çalışıyorduk. Biz, Dev-Yol'culara seminer vermeye karar verdik, seminer metnini Ali Mahir ve ben yazacaktım, suç aleti de annemin daktilosu. Kolay değil, ilk seminer yazışım ve yazdıkça yazıyorum, ben yorulunca Ali Mahir devam ediyor.

Kolay değil, bizim evden deniz gözüküyor, arkadaşlarım denize girerken ben yada Ali Mahir 35-40 derecede daktilo başındayız. Ne kadar kendimi kaptırdıysam baktım devam edemeyeceğim, balkona çıktım ve "Aliiiiiii" diye bağırmaya başladım. Bir bağırdım, iki bağırdım, üç bağırdım, kimsede tık yok, duymuyorlar yada işlerine gelmiyor, deniz haklı tercih, ben de isim değiştirdim "Mahirrrrr, Hüseyin, Ulaş"... Şaka değil, annem dahil bütün plaj ayağa kalktı ve bana bakıyor. Ben de gülerek, Ali'ye gelmesini işaret ettim. Ancak yazdığım gibi olmadı, "Mahirrr" dediğimde herkes ayağa kalkmıştı ama benim niyetim slogandı.

O yaz bütün Burhaniye, Ören, Ayvalık, Akçay, Edremit bizim devrimciliğimizi yaşadı, Ethem'in traktörünün kasasında hem grevcilere desteğe gittik, hem de diskolara...kaynak:artıgerçek

YORUM EKLE